Neyi Arıyorsan, Neyin Peşinden Koşuyorsan Sen O’sun !

Bundan önceki yazımızda, Mevlânâ’nın, o muhteşem ifadesiyle herşeyi altına dönüştüren bir simya olarak nitelendirdiği hayal gücünü ve kullanılmasını ele almıştık. Bu defa, hayal gücünü harekete geçirecek ve doğru yönde kullanmayı sağlayacak hedef belirleme ve gerçekleştirme konusunu, Mevlânâ’nın tespit ve tavsiyeleri ışığında ele almaya çalışacağız.
Neden hedef belirlemek önemlidir ?
Çünkü zihin yasalarına göre insan beyni boş duramaz. Düşünceler bilinçli bir şekilde yönlendirilmezse, zihin gelişigüzel ve çoğunlukla da olumsuz düşünür, gördüklerinden, duyduklarından, yaşadıklarından negatif sonuçlar çıkarır. Dolayısıyla olumlu düşünmek, güzel bakmak ve iyi yaşamak için hayatı anlamlı kılacak hedefler gereklidir. Unutmayın ki, hedefinize doğru gitmek, istemediğiniz şeyden uzaklaşmaktan çok daha kolaydır.
Hedefleriniz maddi ya da manevi, zihinsel ya da ruhsal, bu dünyaya veya öteki aleme yönelik olabilir. Allah, insan beynini kabul edebildiği ve inandığı şeyleri başarma potansiyel ve kapasitesiyle donatmıştır. Başarının başlangıç noktası da arzudur. Burada söylemek istediğim umut, istek ya da heves değil, kelimenin tam anlamıyla benliğinizin tümünde duyduğunuz yakıcı arzudur. Bir şeyi ne kadar uzun süreyle ve yoğun olarak isterseniz, onu hedef haline dönüştürürsünüz ve elde etme ihtimaliniz de o oranda artar.
Hedefiniz neyse siz de O’sunuz. Mevlânâ’nın ifadesiyle, «neyi arıyorsan, neyin arkasından koşuyorsan sen o’sun, o şeysin !»
Yola düşersen sana yol açarlar!
Hedefler kişisel olmalıdır. Yani, seçtiğiniz hedefler sizin hedefleriniz olmalıdır. Başkalarının sizden istedikleri değil ! Arzularınızın yeterince yoğun olabilmesi için, hedeflerinizin de kesinlikle kişisel olması gerekir. Hedefler, açıktır, yazılıdır ve belirgindir. Hoşuma giden bir ifadeyle; hedefler, üzerlerinde tarihleri yazılı hayallerdir.
Hedefler yazıya döküldüğünde, insan kendi kendine: Ben bu konuda son derece ciddiyim ve kararlıyım demiş olur. Yazma eylemi, hedeflerin zihinde berraklaşmasını sağlar ve bu kristalleşme, hedeflere odaklanmayı kolaylaştırır. İnsan, doğuştan sibernetik hedef belirleme mekanizmasına sahiptir. Kişi hedefini açık ve seçik bir biçimde belirlediği takdirde, onu nasıl ve hangi imkanlarla elde edeceğini bilmesine gerek yoktur. Bir kimse hedefine doğru harekete geçtiğinde, hedefi de kendisine doğru gelmeye başlayacaktır. Sonuçta en doğru yer ve zamanda, olması gereken şekilde kişi hedefiyle buluşacaktır.
Bir hedef, bilinçaltına gönderilen zihinsel bir resimdir. Bilinçaltı sunulan hedef kesin ve net olduğu sürece, onun ne olduğu ile ilgilenmez. Sadece onu gerçekleştirmeye çalışır.
Hedefiniz ne olursa olun başarmak için özellikle iki şeye ihtiyaç vardır! Yola düşme ve kararlılık. O halde açık bir hedef ve kesin karara sahipseniz, doğal olarak sizi hedefe götürecek şeylere doğru çekilirsiniz. Mevlânâ’nın ifadesiyle, “Yola düşersen sana yol açarlar.”
Hedeflediğiniz şeyler zaman geçtikçe size doğru daha hızlı ve kolay gelir. Çünkü, hedefler, zihninizin ve gönlününüzün kapılarını açarak onlara ulaşmanızı sağlayacak fikirleri ve gerekli enerjiyi de ortaya çıkarır.
Bütün başarılı insanlar hedeflerine yoğun bir şekilde kilitlenmiş kişilerdir. Bunu Mevlânâ şöyle ifade eder :«Mesela birini ciddiyetle ararsan başkalarını göremezsin. Görsen bile oradaki halk sana hayal gibi görünür. Yahut bir kitapta bir mesele aradığın zaman, diğer şeyleri göremezsin.»
Her zorluğun sonunda doğan bir ışık vardır!
Artık hedef belirlemenin önemini ve gerekliliğini biliyorsunuz. Bundan sonra sıra Mevlânâ’nın kılavuzluğunda hedefi gerçekleştirmenin ilkelerini bilmeye ve anlamaya geldi.
1.İki elinle isteğe sarıl; çünkü istektir iyi yola kılavuz olan!
Mevlânâ bu ifadeyle, herkesi zihin, gönül ve ruha birlikte hitap eden bütüncül bir hedef belirlemeye davet eder. Ancak böyle bir hedef tüm benliği kuşatır, duyguları harekete geçirir ve iyi yola kılavuz olur. Mevlânâ ayrıca böyle güzel bir hedef edinenlere şu müjdeyi de verir.
“Hiçbir istek isteyenden esirgenmez !
İster yavaş gitsin, ister tez koşsun arayan bulur!”
Amacınızı ya da elde etmek istediğiniz sonucu açıkça ifade edebilmelisiniz. Bu hedeflerin ölçülebilir hedefler olmasına dikkat etmelisiniz. Hangi kaptan rotasını çizmeden limandan ayrılır. Ya da varmak istediği yeri belirlemeden yola çıkan bir yolcu istediği yere kolayca ulaşabilir mi? İster aile içi iletişiminiz, ister iş çevrenizle olan ilişkileriniz, ister ulaşmak istediğiniz bir ciro, ister kazanmak istediğiniz bir sınav, ne olursa olsun, varacağınız noktayı ne kadar net olarak belirlerseniz, o noktaya doğru yol alırken o kadar sağlam adımlar atarsınız .
2. Kasırga, birçok ağaçları kökünden sökerse de alçacık bir ota ihsanda bulunur.
Mevlânânın bu ifadesi, esneklik ilkesine karşılık gelir. Esneklik, yaşamda var olan seçeneklerin farkına varma ve yeni seçenekler oluşturma becerisidir. Davranışlarınız sizi hedefe ulaşmanız konusunda engelliyorsa, bu davranışlarınızı uygun olan davranışlarla değiştirmek için gerekli esnekliğe sahip olmalısınız. Bazen, bazı dalgaları ya da rüzgarları kolayca atlatabilmek için rotayı değiştirmek gerekir. Rotasından bir milim olsun sapmamaya kararlı bir kaptan, teknesini uzun zaman suyun üstünde tutabilir mi? İşte hayatı da böyle algılamalı, esnek olmalı ve gereken yerde bir adım yana çekilebilmelisiniz ki yola doğru şekilde devam edebilesiniz.
Bakınız Mevlânâ esnekliğin önemini nasıl ifade eder :
“Kasırga, birçok ağaçları kökünden sökerse de alçacık bir ota ihsanda bulunur. O sert rüzgar, otun zayıflığına acır.
Gönül, artık sen de kuvvetten dem vurma. Balta ağaçların, dalların çokluğundan, sıklığından hiç korkar mı? Hepsini paramparça eder, kesip biçer. Fakat bir ota saldırmaz.”
Hedeflerimiz için belirlediğimiz tarihler sadece tahmindir. Bazıları daha çabuk, bazıları daha geç gerçekleşir. Eğer bir şey hayal edilmeye değerse gerçekleştirilmeye de değerdir. Şu halde hedefinize belirlediğiniz zaman diliminde ulaşamazsanız, yeni bir tarih belirleyin. Hedefinize varmak için daha neler yapılması gerekiyorsa yapın.
3. Harekette bereket vardır.
Mevlânânın bu sözü, hedefe ulaşmak için harekete geçmeniz gerektiğini ifade eder. Herhangi bir hedefe ulaşmadan önce, bir yerden başlamanız gerekir. Mevlânâ, bu gerçeği çok çarpıcı bir şekilde anlatır :
“Bu dünyada hareket hareketten doğar. Harekette bereket vardır. İş, bir anda biter, yap, bitir. Kısa işi kendine uzatma”.
Ardından, “tembel tembel oturma, elinden geldiği kadar ileri bir adım at, yolda yan gelip uyuyan kimse konak yerine geç varır.” diyerek de uyarısını yapar.
Atalarımız “başlamak bitirmenin yarısıdır” demişlerdir. Uzmanlara göre, bir roket fırlatılırken enerjisinin % 90’nı kalkış sırasında harcar. Roket kendi kalkış hızıyla hareketine devam eder. Bir kere harekete geçildiği zaman her şey daha da kolaylaşır.
Eğer harekete geçmekte tembellik eder ya da gevşeklik hissederseniz Mevlânânın şu rubaisine kulak verin;
Ne duruyorsun? haydi, sıçra, yerinden kalk, elin, ayağın yok değil ya ! Süleyman sarayının yolunu bilmiyorsan, hüdhüdü bul, yolu ondan sor!
4. Madem ki bir fidan diktin, onu sula!
Mevlânâ bu ifadesiyle de, hedefe ulaşmak için çalışmak ve çaba göstermek gerektiğini vurgular. Mevlânâ hedeflerini gerçekleştirme yolculuğunda kişiyi yüreklendirici, motive edici gerçek bir kılavuzdur. Onun şu güçlü ve etkileyici ifadelerine kulak verelim!
İnsanın adamakıllı çalışmaya kul olması gerektir. Çünkü bir şeyi iyice arayan nihayet bulur.
İnsanlar, uğrunda çaba gösterdikleri herşeye ulaşırlar. Ey bahtlı kişi! Kuru duayı bırak…. Ağaç mı istiyorsun, tohum ekmelisin tohum.
Tohumun yoksa, Allah yine çalışma duası sebebi ile sana öyle bir fidan lutfeder ki görenler; Ne iyi çalışmış da böyle bir fidana sahip olmuş derler.
Zenginliği çalışarak, uğraşarak O’ndan iste. Defineden, maldan isteme, yardımı da O’ndan dile; amcadan, dayıdan dileme.
İşe giriş, yavaş yavaş, azar azar toprağı kaz. Kim bir zahmet çekerse, bir define belirir ona; kim çalışır çabalarsa bir devlete ulaşır elbet.
Sen çalış da, « eğer» hastalığına uğrama; eğer şunu şöyle yapsaydım, bunu böyle yapsaydım deyip durma.
Arayan sonunda bulur. Bir kuyudan, her gün toprak çeker, her gün orayı kazar, eşersen sonunda arı duru suya ulaşırsın. Sen istersen inanma; herkes bilir bunu: ne ekersen onu biçersin. Taşı demire vur da kıvılcım çıkmasın; böyle bir şey olmaz, olsa bile pek az olur.
Çalışmadan sonuç alınabileceğine ya da çaba göstermeden hedefe ulaşanların olduğuna inanıyorsan veya şansının iyi olmadığını düşünüyorsan, önce bu yanlış ve temelsiz düşünceleri zihninden söküp atmalısın. Bunun için tekrar Mevlânâ’ya kulak verelim.
İnsanın elde ettiği şey zararsa çalışmamasından ileri gelmiştir, kârsa çalışıp çabalamasından.
Hâlbuki takdir haktır ama kulun çalışması da hak. Kendine gel de koca şeytan gibi kör olma. İki iş arasında tereddütte kalıyoruz. Hiç ihtiyarımız olmasa bu tereddüt olur mu?
Yiğidim, kadere az bahane bul! Nasıl oluyor da suçunu başkalarına yükletiyorsun? Kendi etrafında dolan, kendi suçunu gör. Hareketi güneşten bil, gölgeden bilme.
Gündüzün çalışıyorsun, akşamleyin ücretini başkası almıyor. Neye çalıştın da zararını, faydasını görmedin? Ne ektin de devşirme vakti onu biçmedin?
Arpa ektin mi arpadan başka bir şey bitmez. Borcu sen verdin kimden rehin istiyorsun ki? Suçunu başkasına yükleme. Aklını yaptığın işin cezasına ver, kulağını o yana aç… Suçu kendine bul, tohumu sen ektin. Allahın cezalandırmasıyla, adaletiyle uzlaş.
Zahmetin sebebi kötülük etmektir. Kötülüğü yaptığın işlerde gör, talihimden deme. Talihe bakış insanı şaşı eder. Köpeği samanlıkta uyutur tembel bir hale sokar.
5. Gemiye yükü yükleyince, artık yapacağın iş Hakk’a tevekkül etmektir.
Mevlânâ bu ifadeyle, sonuç için Allah’a güvenmek gerektiğini söyler. İnsan hedefleri için elinden gelen gayreti gösterip, gerekli çalışmayı yaptıktan sonra; “Mevlâ görelim neyler / Neylerse güzel eyler” inancıyla Allah’a güvenerek takdire teslim olmalıdır. Mevlânâ bu konuyu Mesnevide bir örnekle açıklar:
“Gemiye yükü yükleyince, artık yapacağın iş Hakk’a tevekkül etmektir. O yolculukta batacak mısın, kurtulacak mısın bilinmez. ‘Neticeyi bilmedikçe gemiye bir adım atmam. Bu yolda kurtulacak mıyım, yoksa boğulacak mıyım? Bu iki hâlden hangisidir, anlamalıyım. Ben diğerleri gibi sahil ümidiyle yola çıkmam.’dersen; tüccarlık yapamazsın. Onlar gayba aittir, sırdır, gizlidir.”
Mevlânâ “Önce çalışmak sonra tevekkül” anlayışına Mesnevî’de defalarca işaret eder:
“Tevekkül iyidir, güzeldir; fakat sebebe riayet de Peygamber’in (sav) sünnetidir. Çalışıp kazanmak, tevekküle tercih edilir. Şüphesiz böylece de Hakk’ın sevgilisi olursun.
Kazanan Allah’ın sevgilisidir.’ hadisindeki mânâyı ve tevekkülde sebebe riayet yolunu gör.
Peygamber (sav); ‘rızk kapısı kapalıdır. Kilitleri vardır.’buyurmuştur. O kilidin anahtarı; bizim çalışmamız, hareketimiz ve kazancımızdır. O kapının kilitsiz açılmasına yol yok. Talep olunmadan ekmek vermek Hakk’ın âdeti değildir.
Elde etmen uzarsa sakın ümitsizlenme. Her an “Allah’tan ümit kesmeyin” ayetini sürekli tekrar et.
İnsan ancak çalıştığını elde eder. Akıl, ümitsizlik yoluna gider mi hiç? Aşk lazım ki o tarafa koşsun.
Yine, Mevlânâ hedefi için çalışan inanın sonuç için acele etmemesi, sabırlı olması gerektiğini vurgular:
Ay, geceye, yavaş olma konusunda ders verir; sıkıntının yavaş yavaş aşılacağını işaret eder ve şöyle der: Ey ham, aceleci kişi! Dama dayanan merdivenden basamak basamak çıkılır.
Ey tencere yavaş yavaş, ustaca kayna! Delice kaynayan yemek, lezzetli olmaz.
Amaca sabırla erişilir, aceleyle değil! Sabret, doğrusunu Allah daha iyi bilir.
Sabır insanı maksadına çabucak ulaştıran bir kılavuzdur.
Kolay bir şey senin sabırsızlığın yüzünden zorlaşır.
Sonuç
Hedefinize giderken yolunuza çıkacak engel ve zorluklar hayatın gereğidir. Hedefi olmayan boş oturan bir insan belki sıkıntılarla da karşılaşmaz. Ama gelişemez ve olgunlaşamaz. Muhammed İkbal’in harikulade benzetmesiyle, hedefsiz kişi sıkıntıların, zorlukların basıncıyla elmas olan olgun kişinin aksine ancak kömür kalır. Sonra da aslımız aynı olduğu halde o niye elmas bense kömür diye şikâyet eder. Dolayısıyla gelişme, değişme ve başarma arzusu taşıyan insanlar hedefleri için fedakârlığı göze almak zorundadır. Mevlâna bu gerçeğe şöyle işaret eder: “Her zorluğun sonunda doğan bir ışık vardır. Eğer elleriniz diken yaralarıyla kan revan içinde kaldıysa, güle dokunmanıza çok az kalmış demektir.”
Hatice SEDEF ERGÜL

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir