AŞK BAHÇESİNİN İNLEYEN BÜLBÜLÜ: YAMAN DEDE

Bişnev in ney çün hikayet mikunet

Ez cüdayiha şikayet mikunet.

(Dinle!.. Bu ney neler söyler, ayrılıklardan nasıl şikâyet eder.)

Kez neyistan ta mera bübrideend

Ez nefirem merd ü zen nalideend

(Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadı figanımdan, erkek ve kadın herkes ağlamakta, inlemektedir.)

Sine hahem şerha şerha ez firak

Ta biguyem şerh-i derd-i iştiyak Okumaya devam et “AŞK BAHÇESİNİN İNLEYEN BÜLBÜLÜ: YAMAN DEDE”

Mevlana Okyanusunun Parlak Bir İncisi: Muhammed İkbal

Doğunun zaman çizgisine bakıldığında; hem doğuyu hem de batıyı aydınlatan nice güneşlerin yani âlimlerin buradan doğduğunu görürüz. Bu peygamber varislerinin ölümlü yanları bu dünyaya veda ederken, ebedi yanları hala insanlığı ışıtmaya ve ısıtmaya devam etmektedir. Bizler de bu zirve ruhlardan; nasibimiz oranında ve kabımız genişliğinde yararlanmaya çalışmaktayız.

Bu büyük ruhlardan nasıl ki Şems Mevlana’nın üzerine doğarken, onun doğumu için kızıl şafaklar hazırladıysa; Mevlana da kendi kanatları altında başka güneşlerin doğmasına şafak hazırlamıştır. İşte bu son şafaklarda doğan zirve ruhlardan biri de 20. yüzyılda yaşamış (1873-1938) Muhammed İkbaldir.

O, Mevlana’ya olan bağlılığını ve gönül yakınlığını bir şiirinde şöyle dile getirir: “Ben bir dalgayım, parlak bir inci vücuda getirmek için onun denizine yerleşmişim.”  Bir başka şiirinde de “O ateş ve hararettir, ben ise bu ateşin külüyüm.” Benzetmesini yapar. Okumaya devam et “Mevlana Okyanusunun Parlak Bir İncisi: Muhammed İkbal”