Bir Kişisel Gelişim Klavuzu Olarak Mevlana

Bir olgu olarak insanlık tarihi kadar eski de olsa, kişisel gelişim terimi ilk olarak 1960’larda Batı’da ortaya atılmıştır. Günümüzde, bir çok bilimin ve geleneksel kültürlerin değerlerinden yararlanan popüler bir akımdır. Bugün, hedef belirleme, duyguların kontrolü, olumlu düşünme ve davranma, etkili iletişim, beyin gücünü etkili kullanma, sağlıklı yaşam teknikleri, hızlı okuma ve hafıza eğitimi gibi yöntemlerle daha başarılı, dengeli ve mutlu bir yaşam ideali kişisel gelişimin temel konusudur. Artık Ülkemizde de pek çok insanın hayatına giren kişisel gelişim endüstrisinin cirosu yalnızca ABD’de 200 milyon doları bulmaktadır. Kişisel gelişim yaklaşımlarının çoğu, batı kültürünün etkisiyle akıl ve bedene, ruh ve gönülden daha fazla önem vermektedir. Oysa bize sadece doku, kemik ve beyinin bir araya gelmesinden ibaret olmadığımızı hissettiren ruh ve gönlümüzdür.
Benim tercih ettiğim bir tanıma göre, “kişisel gelişim”; beyni ve duyguları tarafından yönetilen bir insan olmaktansa, beynini ve duygularını yöneten bir insan olma yolculuğudur. Bu yolun sonu olgun kişi olmaya çıkar. Nitekim Mevlana, “Bu dünya bir ağaca benzer; biz de bu alemdeki yarı ham, yarı olmuş meyveler gibiyiz. Ham meyveler, dala iyice yapışmıştır, ağaçtan kolay, kolay kopmazlar. Çünkü ham meyve köşke, saraya layık değildir ki. Fakat oldu da tatlılaştı, dudağı ısırır bir hale geldi mi, artık dallara iyi yapışmaz hemen düşüverir. O baht ve ikbal yüzünden adamın ağzı tatlılaştı mı insana bütün cihan mülkü soğuk gelir. Bir şeye sımsıkı yapışmak, bir şeyde taassup göstermek hamlıktır.” der.
Mevlana, aynı zamanda kendini geliştirmemiş ham insanlardan “Bu sözü, iyice anlatmak, açmak lazım; fakat eski düşüncelilerden, onların köhne anlayışlarından korkuyorum. Kısa görüşlü köhne anlayışlar, düşünceye yüz türlü kötü hayaller getirirler” diyerek şikayet eder.
Kişisel gelişim yolculuğu bugünün dünden daha iyi olması, her gün giderek gelişme ve olgunlaşma sürecidir. Çünkü Mevlana’nın benzetmesiyle, “Meyvenin günden güne daha tatlı olması lazım.”
Kişisel gelişim içindeki kavram, terim ve uygulamalara baktığımızda, hem yazılı hem sözlü kültürümüzün bu konuda Batıya göre çok daha zengin olduğunu görüyoruz. Modern hayatın sıkıntı, bunalım ve zorlukları karşısında çözüm ve kurtuluş arayışındaki insanlarımıza özellikle de gençlerimize kişisel gelişim maskesi altında yabancı inanç (Budizm, Hıristiyanlık) ve kültürlerin aşılanması olasılığı ciddi bir tehlikedir. Bunun alternatifi ise, ancak kendi zengin kültürel temelimizin üzerine, özellikle psikoloji ve psikoterapi başta olmak üzere, modern bilimin keşiflerini ve bunlardan hareketle geliştirilen teknikleri ekleyerek, insanımıza özgü yollar sunmaktır. Böylece, kişisel gelişim akımından sağlıklı ve olumlu bir şekilde yararlanabiliriz.
Hayatınızın herhangi bir döneminde kendinizi geliştirmek, yaşamdaki beceri ve seçeneklerinizi sürekli arttırmak, aile ve arkadaşlarınızla daha etkili bir iletişim kurmak, sıkıntılarınıza çözüm bulmak gibi amaçlarla, kişisel gelişim yolculuğuna çıkmaya karar verebilirsiniz.
Bu kararı aldığınızda, Mevlana ve eserleri bu konuda ilk akla gelecek en yetkin ve kişisel gelişim klavuzu olarak görünmektedir. Mevlana, başta Mesnevisi olmak üzere eskimez ve benzersiz eserleri ile 8 asırdır insanlara, kendilerini tanımaları, eşsiz potansiyellerini açığa çıkarmaları, hayatlarını değiştirmeleri ve zenginleştirmeleri için kişisel gelişim ve ruhsal büyüme yolculuklarına rehberlik etmektedir. Prof. Dr. Cihan Okuyucu’nun ifadesiyle; “İnsanın en uzun yolculuğu, kendi iç yolculuğudur. Mevlana ve Mesnevîsi, böyle bir manevi arayışı olan gönüllere sunulmuş ilahî bir armağandır”.[1]
Diğer yandan, çağımızın önemli düşünürlerinden Erich Fromm’un tespitiyle, “Mevlana sadece bir şair, bir mutasavvıf ve dini bir tarikatın kurucusu değildi; o, aynı zamanda insanın doğasıyla ilgili derin bir anlayışa sahip olan bir insandı. İçgüdülerin mahiyetini, aklın içgüdüler üzerindeki etkisini, benliğin mahiyetini, bilinci, bilinçaltını ve kozmik bilinci tartışmıştı. O, yine özgürlük, kesinlik ve otorite sorunlarına da önemli bir yer vermişti. Tüm bu alanlarda, insanın doğasıyla ilgilenenlere Mevlana’nın söyleyeceği çok şey bulunmaktadır.”[2]
Son zamanlarda Türkçe’leri de büyük ilgi gören bir çok best-seller kişisel gelişim kitabında, yazarlarının Mevlana’dan alıntılarını görmek mümkün. Belki bir çok insanımız bu şekilde, Brezilyalı yazar Paulo Coelho’nin Mevlana’nın bir hikayesinden hareketle yazdığı ve kendisine dünya çapında büyük bir ün kazandıran “Simyacı” romanındaki gibi başka yer ve kültürlerde aradıkları kişisel ve ruhsal gelişim koçunun hemen yanı başlarında olduğunun farkına varmaktadır. Birkaç örnek vermek gerekirse;
“Eşsiz tasavvuf şairi Mevlana “ damladan vazgeç, okyanus ol demiş”[3]
“Aklıma Mevlana’nın sözleri geliyor: “Yola rehbersiz çıkan, iki günlük yolu yüz yılda alır”[4]
Tıpkı zamanında muhteşem şair Rumi’nin de yazdığı gibi: “kendi kendinin idolü ol”[5]
“En çok sevdiğim şair ve filozoflardan biri olan Rumi’nin bir şiirine göre, Bu gerçek gerçeklik değil. Gerçeklik perdenin arkasında . Gerçekte burada değiliz. Bu bizim gölgemiz”[6]
“Rumi’ye göre tüm evren içinizdedir ve bu temel bir gerçekliktir”.[7]
Gazeteci-yazar, Meral Tamer’in bir yazısında belirttiği gibi, “Maddi değerlerin insanı besleyen tek kaynak olmadığı, bilimsel gerçeklerin olan – biteni izah etmeye yetmediği, ideolojilerin taraftar bulamadığı, insanların yeniden maneviyata sarılmaya başladığı günümüzde Mevlana ve sufizm, Batı’nın hayli ilgisini çekiyor. 11 Eylül’ün ardından Doğu ile yeni bir buluşma noktası arayışı içinde olan Batı’nın bu yaklaşımı anlaşılabilir. Biz Mevlana’yı kendi kültür mirasımız olarak dünyaya sunabilecekken, bu gidişle korkarım ki Batı bizden önce davranıp “İnsanlığın sorunlarına cevap burada da aranabilir” diyerek Mevlana’yı yeniden paketleyip bize sunacak.”[8]
Tüm dünya’da yönetmenliğini yaptığı Rumi belgeseli ile tanınan Fehmi Gerçeker’e göre, “Rumi’nin felsefesi, kişiler arasında hiçbir fark gözetmeden sevgi, kardeşlik ve hoşgörü anlayışını ortaya koymakta, ayrıca, başkalarıyla uğraşmaktan çok kendi kişiliğini geliştirme odaklı bir öğreti olduğu için sürekli çevresiyle ilgili sıkıntılar yaşayan insanları kendi içine yöneltmektedir.”
Prof Dr. Cihan Okuyucu’nun çok güzel tasvir ettiği gibi, “O büyük söz sihirbazı kelime ve cümlelerden altı ciltlik dev bir insanlık panaroması çizdi. Ta ki erkek ve kadın; çocuk, genç ve ihtiyar yediden yetmişe herkes kendini o tabloda bulabilsin, o aynada iç portresini seyredebilsin. Seyretsin ki, nereden gelip nereye gittiğini kavrasın; hamlar hamlığını bilsin ve olgunlaşma çareleri arasın; elmas kömürden, muhlis mukallitten seçilsin. O yedi asırlık parlak ayna, bugün de yedi kıtada elden ele dolaşıp duruyor ve hem kendimizi hem başkalarını tanımaya çağırıyor.”[9]
“Aklını başına al da bir olgunluk elde et; et de başkalarının olgunluğu yüzünden gama düşmeyesin!” diyerek bizleri vakit varken kendimizi geliştirmemiz için uyaran Rumî, eserlerinin özellikle baş yapıtı Mesnevinin çağlar ve uygarlıklar üstü değer ve etkisini Mesnevi’de bizzat kendisi vurgulamaktadır:
“Şüphe yok ki Mesnevi temizlenmiş kişiler için gönüllere şifadır. Hüzünleri giderir, Kur’an’ı apaçık bir hale koyar; rızıkların bolluğuna sebep olur, huyları güzelleştirir.”
“Gönülleri temiz insanlardan, hakikati sevenlerden başkalarının Mesneviye dokunmalarına müsaade yoktur.”
“Ruhların aydınlanmasına, parlamasına sebep olan Mesnevi…”
“Bu kitap, masal diyene masaldır; fakat bu kitapta halini gören, bu kitap vasıtasıyla kendini tanıyan, anlayan da er kişidir.”
“Dünya durdukça, insanlar yaşadıkça Mesnevi’nin şiiri de yaşar durur, okunur, zevk alınır.”
“Yetmiş iki millet sırrını bizden dinler. Biz, bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir NEY’iz.”
Mevlâna, yaşadığı dönemde «Bizden sonra Mesnevî rehberlik edecek ve arayanlara doğru yolu gösterecek; onları yönetecek ve onlara önderlik edecektir.» demişti. İşte, Mevlâna’nın ölümünün üzerinden geçen yedi asırdan fazla zamana rağmen bu söz hâlâ geçerliliğini devam ettirmektedir.
Rumi ya da onun gibi yücelerin klavuzluğuna sırt çevirenler ise, kapı kapı dolaştıktan sonra sonunda genelde şöyle demektedirler: “Saati yüz dolardan 3 yıl boyunca her hafta süren terapiden sonra terapistimin yeni bir yüzme havuzu oldu ve ben de problemlerimi eskisinden daha başarılı şekilde kelimelere dökebildiğimi anladım. Ama hala gerginim ve hala stres hissediyorum.”[10]
Şair ve yazar Sezai Karakoç’un ifadesiyle, “Mesneviyi okumaya başlamak, onunla hemhal olmak, yıllar yılı onunla yoğrularak, bir değişim sürecine girmek ve onu yaşamaktır.”[11]
Oysa, Prof. Dr Üstün Dökmen’in belirttiği gibi : “Ülkemizde Mevlana’ya saygı gösterenlerin sayısı çoktur, ancak eserlerini okuyanların sayısı son derece azdır. Ülkemizi temsil eden on bin kişilik bir örneklem seçseniz, bu kişilerin acaba yüzde kaçı Mesnevi’nin – tümünden vazgeçtim yalnızca dörtte birini okumuştur? Eğer bir bilgine sadece saygı gösterirseniz, onu ana baba yerine koymuş olursunuz. Eğer bir bilginin neler söylediğini anlamaya çalışırsanız, -hayatta olmasa bile- onunla yetişkin yetişkine iletişimde bulunmuş olursunuz. Bilginlerin ve sanatçıların kaderi, anlaşılmadan sevilmek olmamalıdır. “[12]
Mevlana, mutlak bağlılığı ve Allah’a dönük yüzü ile, hangi din ve kültürden olursa olsun kendisiyle tanışan herkes için bir “yol gösterici”, “kılavuz”, “yaşam koçu” oluyor.
Bizim için ise, Nurettin Topçu’nun tespitiyle[13], “Batı taklitçiliğinin açtığı hüsran çukuruna yuvarlandığımız bir devirde kültürümüzün çıkış noktası Mevlana olmalıdır. Onda Müslüman Türk dünyasının bütün ruhu gizlidir. Felsefemizle güzel sanatlarımızı bu kaynaktan çıkarabiliriz.”[14]
O büyük kılavuz, “Yola rehbersiz giren iki günlük yolu yüzlerce yıl gidecek…” diyerek bizi kendimize kılavuz seçme konusunda uyarır, ama daha da önemlisi “Kum gibi ömür suyunu emen, bizi tüketen boş sözler olduğu gibi, içinden âb-ı hayat fışkıran kum da vardır. Bu kum pek az bulunur. Sen git de içinden irfan coşan, ilâhî sırları meydana vuran kumu ara.” Diyerek sahte kılavuzların cirit attığı dünyamızda gerçek kılavuzu aramamızı ister. Yaşamınızın daha iyi ve güzel olması sizin gelişmenize bağlıdır. Mevcut durumunuzdan memnun değil, ama kendinizi geliştirmek için de bir şeyler yapmıyorsanız, aynı durumda demirli kalmaya devam edeceğiniz kuşkusuzdur. Başarıya ve mutluluğa Rumi’nin ifadesiyle padişahlığa giden dönüşüm yolunun ilk adımını, sizin kendinizi değiştirmeniz ve geliştirmeniz gerektiğine karar verdiğimiz an oluşturmaktadır. Bu konuda ihtiyaç duyduğumuz kaynağı ise Mevlana bize şöyle hatırlatmaktadır:“Sen kaynağı kendi içinde ara”,“Sende, senden başka bir sen gizli; gerçek varlığını görebilen kişiye kul köle olayım ben”. Bir rubaisinde ise, « Canında bir can var, o canı ara… Beden dağında bir mücevher var, o mücevherin madenini ara… A yürüyüp giden sûfî gücün yeterse ara; ama dışarıda değil, aradığını kendinde ara…” demektedir. Dolayısıyla gerçek gücünüz dışarıdan değil beyninizden ve gönlünüzden gelir.
Sonuç olarak, kişisel gelişim deyince sayısız yol, isim ve teknik akla gelebilir. Ama “Haktan baş çektin gittin amma bir yol bulabildin mi hiç? Yola gel sersemce kaybolup gitme.”
Bu rebabın sesi neler söylüyor, bilirmisin? Arkamdan gel de yolu öğren diyor.”
Diyen Mevlananın yolu bu alanda en etkili, dengeli, aynı zamanda hem insan doğasına, hem de inanç ve kültür temelimize en uygun olanıdır.[15]
Hatice Sedef ERGÜL
[1] Cihan Okuyucu, Mevlana Konuşuyor, Bilge yayınevi, İstanbul 2006.
[2] A.Reza Arestah, Aşkta ve Yaratılışta Yeniden Doğuş, Kitabiyat, Ankara 2000, s. 8
[3] Robin SHARMA, Koza Kelebeği Bilmez, GOA yayınları, İst. 2005, s. 2.
[4] Robin SHARMA, a.g.e., s. 47.
[5] Debbie FORD, Hayatınızın En Güzel Yılı, 2005.
[6] Deepak CHOPRA, Yeter ki İste, Omega, İstanbul, 2003, s. 85.
[7] Deepak CHOPRA,a.g.e ,s.190.
[8] Meral Tamer, http://www.milliyet.com/2005/11/05/yazar/
tamer.html
[9] Cihan Okuyucu, Mevlana Konuşuyor, Bilge 2. baskı,İstanbul 2006,s.8
[10] Richard Carlson, Mutluluk Terapisi İçin 10 Kısa Yol, Alkım yay., İstanbul 2001, s. 16.
[11] Sezai Karakoç, Mevlana, Diriliş yy., 2. baskı, İstanbul 1999 s.2.
[12] Üstün DÖKMEN, İletişim Çatışmaları ve Empati, Sistem yy. 31. baskı, İstanbul, 2005, s.231.
[13] Nureddin Topçu’nun hayatının son demlerinde: ‘Artık ben bu dünya ile irtibatımı kestim. Bu şehirler, insanlar, kasabalar, beni hiç ilgilendirmiyor. Bu küçücük evler, çocuk oyuncakları gibi geliyor bana. Ben ruh alemini, dünyasını özlüyorum. Onlarla ilgileniyorum. Allah’ın yarattığı tabiatı, ormanları özlüyorum. Şimdi anlamaya başladım, Mevlana’yı burada. O, bir zirve imiş, dağ imiş’ dedi. ‘O Kant’lar, Rene Descartes’lar vadideki çok cüce tepelermiş, Mevlana’yı şimdi daha iyi anlayabiliyorum’ dediği anlatılır. (Gülistan, sayı 60, S: 8)”
[14] Nurettin Topçu, Mevlana ve Tasavvuf, Dergah yy., İstanbul 2002, s.113
[15] Hatice Sedef ERGÜL, Kişisel Gelişimin Rûmîcesi, Yargı yayınevi, Ankara 2007, s.26.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir